sporun felsefesi

“Sporu yaşam biçimin haline getir.” sözünü çok duymuşsundur. Bu öyle hap gibi alabileceğin bilgilerden değildir, gerçekten üzerinde düşünmen, aklına yatması, içine sinmesi hatta kendine uyarlaman gerekir. Yoksa birkaç spor dergisi, instagramdaki fit vücut fotoğrafları ve yakın zamandaki düğünlerin motivasyonuyla spor salonuna yıllık abone olur, bir aya kalmaz bırakırsın ya da “her gün yürüyüş” kararın sadece pazarlara kalır.

Haydi biraz “spor” üzerine kafa yoralım.

Bu sefer terlemek yok sadece beyin jimnastiği. 🙂

“Spor” en basit tanımıyla “hareket”tir. Hareket, zaten insanın doğasında vardır; canlı olduğumuzun, yaşadığımızın kanıtı değil midir?

Eski çağlarda da spor, gündelik aktivitelerin “hareket”leriydi. Kaç, kovala, taşı, sürükle, fırlat, tırman, kendini koru, avlan… Ve tüm bu hareketlerin hepsi hayatta kalmak içgüdüsüyle yapılıyordu. Bu yüzden fit ve kaslı olduğunda, kendini daha güçlü hissedersin ve nedenini bilmediğin bir mutluluk da beraberinde gelir. Bunun sebebi genlerinde kodlanmış olan daha çok hayatta kalacağın hissidir.

Okuduğum tüm kişisel gelişim kitaplarında kendini keşfetmek, kendini gerçekleştirmekten bahseder. Spor, kendini tanımanı sağlar, sana özgü becerilerini keşfeder, bunların üzerinde çalışır, gelişimini görürsün. Fiziksel olarak yapabileceklerin arttıkça, özgüvenin de artar. Kendine kattığın her şey, ruhunu da besler. Spor sadece “güçlü olma hissi” vermez, sana estetik de katar, eski yunan heykelleri gibi güzelleşirsin. 🙂

Hareket biçimi açısından doğaya döndüğünde, kaslarını ve vücudunu ne için yaratıldıysa onun için kullandığında, genlerinle uyumlu şekilde spor yapmış olursun. Böylece spor yaparken bedenin, zihnin ve ruhun birlikte uyum içinde çalışır, çok daha çabuk gelişme kaydedersin.

Sporun felsefesi önemlidir.

Beyninin veya ruhunun anlamını sorguladığı, ayaklarının altından kayıp giden ve sürekli yerinde saydığın koşu bandında saatlerini geçirebilirsin. Ama açık hava ve doğal bir parkurun yerini tutmaz. Doğada her şey rastlantısaldır, oyun gibidir, karşına yokuş çıkar tırmanırsın, düzlükte depar atar, engellerin üzerinden atlarsın, bazen de sadece durur yeşili veya maviyi seyredersin.

Spor salonunda her gün aynı programı tekrarladığın aletlerde, her seferinde tek bir kası izole çalıştırmak zamanla bedenini geliştirebilir ama ne kadar mantığına yatar, ruhuna hitap eder bilmiyorum. Kendi vücut ağırlığınla yaptığın hareketlerde ise kendi bedeninin en mükemmel makine olduğunu görürsün, vücudunu tanırken aslında kendini de tanırsın.

Bence spor:

* İnsan doğasına, yaratılışına uygun olmalı. Felsefesi, anlamı olmalı.

* Kolay olmalı, hayatın içinde olmalı, her an her yerde yapılabilmeli.

* Basit olmalı. Spor salonu üyeliği veya kocaman aletler almanı gerektirecek kadar karmaşık olmamalı. İnsan vücudu en iyi makinedir.

* Doğada, evde, seyahatte her yerde yapılabilmeli. Spor yapmak için tek ihtiyacın bedenin ve yerçekimidir. 🙂

* Oyun gibi olmalı, eğlencesi ve heyecanı için spor yapmalısın. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamalısın, sıkıcı olmamalı, her gün değişmeli.

* Kısa ama yoğun olmalı, zamanım yok bahanesini ortadan kaldırmalı.

* Değiştirmeli, geliştirmeli. Aşama kaydettiğini, içten dışa güçlendiğini ve güzelleştiğini hissetmeli ve görmelisin.

Peki ya sence?

bu konuda gaza geldim, daha çok okuycam diyorsan: “evde spor, üyelik gerekmez

Written by

No Comments Yet.

Leave a Reply

Message