üyelik gerekmez

Şimdiye kadar tüm araştırmalarımdan anladım ki spor ve beslenme ile ilgili en güncel ve doğru bilgiler ilk olarak vücut geliştirme sporcularına ulaşıyor. Çünkü bu konuda en çok araştırma yapan, emek ve para harcayan, kendi üzerinde deneyimleyen onlar. Joe Weider taaa 1980’lerde “muscle confuison”dan bahsetse de, biz fanilere bu bilginin ulaşması 2000’leri buluyor. Hatta 2004’de Tony Horton Amerika’da P90X ev antrenmanlarında bu prensibi kullanmış ve efsane olmuşken, bize hala spor salonlarında tek bir antrenman yazılıyor ve 1buçuk 2 ay boyunca bir aletten öbürüne sürekli her gün aynı antrenmanı yapmamız tavsiye ediliyordu. Beslenme planından bahseden zaten yoktu, zayıflaman gerekmiyorsa spor yaptığın sürece istediğini yiyebilirdin. Tabi bunda ülkenin gelişmişlik seviyesinin de payı büyük, önce belli konularda kafanız rahat olacak ki sonra sanat, spor, sağlıklı beslenme gibi konularda bilinç, araştırma, kaynak artsın. Neyse ki artık bilgiye çok daha kolay erişebildiğimiz için profesyonel sporcu olmasak da HIIT, crossfit, muscle confusion gibi kavramları konuşabiliyoruz. Spor salonları arttı, spor salonlarının konseptleri bile kendi içinde farklı, sadece crossfit’e özel olanlar var, her yer pilates yoga salonu, salonlarda kettlebell setleri, trx bantları bile var, spor hocaları çok daha bilgili, kendini geliştirmiş, spor dergilerinin sayısı beşe katladı, özel eğitim almış hocalardan çok farklı stüdyo dersleri mevcut, etrafımızda PT’si olan (personal trainer) kişiler de var, evde kendi antrenman planını oluşturanlar da… Biz şimdi bu son seçeneği masaya yatırıyoruz: canım evimde spor yapmak…

neden evde spor?

çünkü spora ulaşmak kolay olmalı…

İstanbul gibi bir metropolde yaşayınca “spora gitmek” diye bir ritüel ortaya çıkıyor. Gitmek, adı üstünde vakit alacak bir şey besbelli, öncesinde bir hazırlık gerekiyor, sadece o dopdolu ajandanda sporu araya sıkıştırmak da yetmiyor, yok efendim spor çantası hazırlaması, arabaya binmesi, gitmesi, soyunma odasında kendini hazırlamak, sonrasında duş alması, eve dönmesi… Açık konuşuyorum, istanbulda yaşıyorsan ve spora gitmek için arabaya veya bir taşıta biniyorsan, o işin sürekliliği şüpheli. Daha gitmeden üşenmeye başlayıp, uzun sürecek diye vakitsizlik bahaneleri uydurman çok olası. Bu yüzden spor salonun ya evine yakın olacak ve yürüyerek gideceksin, ya da işine… Ama bence en iyisi sporun burnunun dibinde olması yani evinde 🙂 Düşünsene evinin salonunda otururken “hadi şimdi spor zamanı” diyorsun ve 5 dakika sonra antrenmana başlamışsın bile, ondan yarım saat sonra da bitmiş ve evinin konforunda duş alıyorsun… Bu pratiklik beni gerçekten motive ediyor. Ayrıca işim biraz sapa bir yerde, spor imkanlarına uzak ve evimin yakınındaki salon da bana hitap etmiyor. Zaten bu “yok”lukların sonucunda evde spor maceram başladı, yani olumsuz gibi düşündüğüm bir duruma bulduğum çözüm sonradan tercihim oldu.

keep calm / rahat ol!

Ne kadar ben rahat biriyim, elalemin ne düşündüğünü takmam, kendi işime bakarım desen de, sonuçta spor salonunda bir nevi insan içine karışıyorsun, üstün başın saçın biraz da olsa düzgün olmalı, hareketlerin toplumun genel kabulüne uymalı. Ama evde spor yaparken; saçını lastik tokayla şöyle bir toplarsın, istediğin kıyafetleri giyersin, aman renkleri uymadı, ay çok mu açık oldu götüm göbeğim görünüyor, bu tayt eski mi acaba gibi dertlerin olmaz, hareketleri yaparken kan ter içinde kalsan da zorlanıp garip sesler çıkarsan da, saçların terden kabarsa da kimse göremez. Ev işte, adı üstünde, oh rahat mis 🙂

üyelik gerekmez

Spor salonlarına asla karşı değilim, her şeyden önce çok önemli bir misyon üstlendiklerini düşünüyorum: sporu insanların akıllarına düşürmek, hayatlarına sokmak, sevdirmek… Daha da çoğalsınlar, her köşebaşında karşımıza çıksınlar, çeşit çeşit açılsınlar. Yalnız şu da bir gerçek: en kısa üyelik süresi olarak 1 yılı kabul eden zincir spor salonları var ve bunlar “no-show” dan kazanıyor. Yani bir heves üye olup sonra ayda 1 giden üyeler sayesinde kar ediyorlar. Tüm üyeleri haftada minimum 3 gün gelse salonun bu kapasiteyi kaldırması asla mümkün değil. Ayrıca en yoğun saatler olan iş çıkışında aletlerin önünde sıra oluyor, grup derslerinde kolunu bacağını kaldırsan yandakine çarpıyorsun. Ben de eskiden 1 sene bu tip bir salona gittim, ama üyelik ücretimin hakkını verdim, elimden geldiğince düzenli devam ettim, ayrıca üyeliğimin yarısı çalışmadığım bir döneme denk geldi ve salonun en sakin saatlerinden faydalandım. Yine de bir daha bu tip bir salona üye olmayı düşünmem, daha butik özelleşmiş bir yere aylık üye olabilirim belki ya da özel bir alanda kişisel antrenör tutabileceğim bir seçeneği düşünürüm.

Evde spor yapmak için ise üyelik gerekmez, üyelik ücreti de yoktur haliyle 🙂 Her ay düzenli ödediğin bir para sana kalır. Onunla da sağlıklı besinler alabilirsin 🙂

ekipman gerekmez: sadece bedenin ve yer çekimi

Sanıldığının aksine çoğu ev antrenmanı için hiç ekipman gerekmez, kendi vücut ağırlığını kullanırsın, belki bir de mat, o bile olmasa olur, halının üstünde, yere serdiğin bir havlunun üstünde bile yapabilirsin. Bir odanı spor salonuna çevirmene gerek yoktur, hatta belki de en gereksiz aletler koşu bandı ve bisiklettir.

Bazı antrenmanlarda bir hafif bir de ağır dambıl gerekebilir, başlangıçta su şişeleri kullanırsın, sonra da alırsın zaten dambıl çok ucuz bir ekipman. Aynı şekilde gerekebilecek direnç bantları, pilates topu ve yoga matı için de çok uygun fiyatlı seçenekler var. Yani evdeki spor salonun için çok ufak bir bütçe ve matı sereceğin kadar bir alan yeterli.

yarım saatlik mucize

Yarım saatlik bir antrenman tüm vakitsizlik bahanelerini ortadan kaldırır. Ayrıca yarım saati asla küçümseme, mucizeler yaratabilir, yeter ki doğru antrenman mantığında olsun ve belli bir takvimi yani sürekliliği olsun. Ne demek istediğimi biraz açayım:

Antrenmanlar belli bir mantığa göre sürekli değişmeli çünkü kaslar her gün aynı hareketleri tekrarlarsa buna adapte oluyor, alışıyor ve eskisi kadar gelişme göstermiyor. Ama haftanın her günü farklı antrenman demek vücudun sürekli yeni hareketlerle karşılaşması demek. Baktı ki bu deli durmayacak, en iyisi ben kendimi geliştireyim diyor, bedenin sana adapte oluyor…

Her gün değişimin yanı sıra çeşitlilik de önemli. Yani antremanlar kardiyo, kuvvet, direnç, esneklik, denge vs. gibi farklı egzersiz tiplerini kapsamalı. Vücudunun kapasitesi sandığından fazla, farklı kabiliyetleri var, hepsini ayrı ayrı geliştirmelisin.

Değişiklik ve çeşitlilikten sonra belki de en önemli faktör: yoğunluk. HIIT (high intensity interval training) Türkçesi yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman mantığında antrenmanlar kısa ama oldukça yoğun, dinlenme süreleri yok ya da çok az, hareketler birbirinin peşi sıra tempo hiç düşürülmeden yapılıyor. Bu da nabzı belli bir seviyeye çıkartarak yağ yakımını arttırıyor ve atletik kapasiteni geliştiriyor.

Süreklilik kişiye göre değişir ama sana uygun bir takvim belirlemeli, belli bir düzende gitmelisin. Haftada minimum 4-5 gun yarım saatini egzersiz için ayırmaya çalış. İdeali 6 gün yapıp 1 günü boş bırakmaktır veya sakin bir yoga ile değerlendirmek.

Peki karar verdim diyelim ben de evde spor yapacağım. Nereden başlasam?

P90X3

PIYO

21 DAY FIX ve EXTREME

YOGA

Written by

No Comments Yet.

Leave a Reply

Message